23 Mayıs 2012 Çarşamba

İşin Sırrı Nerede Yatıyor?

Hava boğucu nemli bu günlerde. Bir de finaller geldi. Üstüne üstlük 2 gün önce Zeki dedem fenalaştı, tansiyonu yükselmiş. O da yetmedi, evde boya badana yapılıyor. Bu nedenle de dedemin kitaplığını boşaltıp gereksiz kitapları atmak, gerekli olanları ayırmak gerekti.

Meğer dedem İş Güvenliği Derneği'nin kurucusuymuş. Kulüp dernek ıvır zıvır konularında kime çektiğimi merak ediyordum ben de. Çocukken insan dedesinin ölebileceğini veya dedesinin önceden ne işlerle meşgul olduğunu düşünmüyor. Dedesi dünyayı kurtarsa ne fark eder, onun için biricik dedesi sonuçta; onun için önemli olan o. Torun sahibi olma şansım olursa ona bir gün öleceğimi iyi bir şekilde anlatmak isterim. Korkutmadan, fakat bilinçli bir şekilde. Öldükten sonra torunum arkamdan kendini pişman hissetsin istemem. Benim dedem de benzeri bir şey yaşamış: Onun dedesi Kurtuluş Savaşı anılarını asla ona anlatmazmış, hepsi savaşla alakalı diye. O da gizli gizli dinler, Yunanlıların esaretinden nasıl kurtulduklarını, bir köprüyü nasıl havaya uçurduklarını duymaya çalışırmış. O da bu sebeple bana aklına gelen bütün anılarını anlatmaya çalışırdı. O zamanlar sürekli odaklanamaz sıkılırdım; fakat ayıp olmasın diye her zaman dinlemeye çalışırdım, şimdi olsa nasıl da dinlerim pür dikkat.

Kim bilir, belki torunum 2072 yılında bu yazımı okuyup içinden gülümseyecek o da. Tıpkı benim bugün dedemden kalan şeyleri görünce yaptığım gibi.

Bu dergi de, dedemin arşivinden çıktı. 1948 yılı "Arı" dergisi. 2. Dünya Savaşı biteli 3 yıl olmuş daha, Atatürk öleli 10 yıl. Annemin doğmasına 12, babamın doğmasına 5 yıl var. Dedem 23, anneannem 16 yaşında. Daha Türkiye'de hiç darbe olmamış, terör hiç başlamamış. İnsanların cebinde ekmek yok belki ama umutları var. İsmet İnönü'nün dediği gibi, babasız da kalmamışlar.(*)

Şu sıralar idrak ettiğim başka bir şey ise: bir evliliği aile yapan bence doğan çocuk veya çocuklardır.

Küçükken benim için ailem bir bütün olarak gözüktüğünden, bazı şeyleri anlamam 22 yıl geçmesini gerektirdi. Mesela, benim dedemle olan bağım babamın dedemle olan bağından farklıydı aslında. Çünkü babam damattı, aileye sonradan katılmıştı. Küçükken bunları anlamak zor, herkes sana aynı sıcaklıkla davranıyor. Yani demek istediğim şu: bir kişinin kız arkadaşıyla kız arkadaşının babasının ilişkisi nasılsa, bir zamanlar babamla dedem de öyleymiş aslında. Tabi çocukken insan bunları fark edemiyor.

Dediğim gibi, çocuk doğunca aile bağlarının daha güçlendiğine ve ailenin o zaman oluştuğuna inanıyorum bu nedenle. Bunu fark etmek sana ne kazandırdı derseniz, esasen hayatımda büyük bir değişiklik olmadı fakat bana oldukça ilginç geliyor babamla dedemin veya annemle babaannemin aslında eskiden birbirlerini tanımadıklarını fark etmek :D

Bir de finaller var demiştik. Pazartesi günkü Fizmat 2 finaline girmedim, çalışamadım çünkü hiç. Güz döneminde çok yorulup sömestr tatilinde Avrupa seyahati yapınca zaten pilim bitik ve hasta başladığım Bahar dönemine iyi bile dayandım. Yarın Termodinamik var, yine uykusuzluk yolları gözüktü; sınav 9'da çünkü. Gerisi önemli değil de haftaya Çarşamba günkü Kuantum 2'yi geçsem çok iyi olacak. Toplam puanın yarısını alabilsem yetiyor, alayım bitsin gitsin.

Daha çok şey yazmak isterim fakat bu blogu niye yazdığım konusunda bir açıklık getirmek istiyorum. Ya da hadi bu açıklığı sonraki yazımda getireyim. Bu yazıyı çok güzel yazılmış ve Türkçe'ye çok güzel çevrilmiş birkaç cümleyle bitiriyorum:

İşin sırrı şunda yatıyor; herkes kaybedebilir, kaybetmek yeteneklerin en kolayıdır. Mahvolmuş hayatlar olağandır, bilgeler için de ahmaklar için de. İnsanlar yorgun, hayat tarafından cezalandırılmış, ya sevgiyle ya da sevgisizlikle sakatlanmış. Her zaman olumsuz olmakla suçlandım. Çamur atma sanatından başka bir şey değildir olumsuzluk. Zayıflıktır bence. " Her şey yanlış !, Her şey yanlış!!" demekten başka bir şey değildir. "Bu doğru değil!" "O doğru değil!" İnsanın o anda olup bitene uyum sağlamasına engel olan bir zayıflıktır olumsuzluk. Evet, kesinlikle zayıflıktır, aynı iyimserlik gibi. "Güneş parlıyor, kuşlar ötüyor, gülümse." O da palavra. Gerçek ikisinin arasında bir yerde yatıyor. Her şey olması gerektiği gibi. Baş etmeye hazır değilsen… Geçmiş olsun..

Charles Bukowski

(*) http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=ekmeksiz+b%C4%B1rakt%C4%B1m+ama+babas%C4%B1z+b%C4%B1rakmad%C4%B1m

0 yorum:

Yorum Gönderme