16 Ocak 2015 Cuma

Zafer Anlarım

15 Ocak 2015 günü tarihe zafer anlarımdan biri olarak yazıldı. Boğaziçi Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Yüksek Lisans programının 10 dersini tamamlamış bulunmaktayım. 6 ders kaldı ve sona çok yakınım. Her bir sonraki ders daha zor olsa da, az kalmış olmasının motivasyonuyla bitireceğim. Bunun şerefine, hayatımda yaşadığım diğer zafer anlarından bahsetmek istiyorum.

İlkokul 1 (1997)

Okuma bayramında müsamere yapılacak ve ben baba rolündeyim. Mekan Bostancı'da sahile yakın bir restorandı sanırım. Oyuna az bir süre kala arkadaşlar arasında şöyle bir laf çıktı: Köşedeki süs havuzunun taşlarına tırmanabilen kişiyi Melda öpecekmiş. Ben durur muyum hiç? Az sonra müsamere başlayacak olmasına aldırmadan hemen başladım tırmanmaya. Güzel de gidiyordu hani, en tepeye kadar çıktım. Sonra ne olduysa inişte oldu, kendimi havuzun serin sularında buluverdim!

Sonrasını tam hatırlamıyorum fakat sanırım hemen annemlere koştum, apar topar yakınlarda bir kuru temizlemeci bulundu ve pantolon kurutuldu. Melda falan da öpmedi hani, ama ben yine de görevi yerine getirmenin mutluluğunu yaşadım :D

İlkokul 5 (2001)

Şişli Terakki'de ilkokul ve ortaokul başka binalarda bulunmaktaydı. Üstelik ortaokul binası kampüsün daha yüksek tarafındaydı. Bu nedenle bana hem fiziksel hem de manevi olarak ulaşılması zor ve yüksek bir mevkii gibi gözükmekteydi. Lise mi, o da nesi? Daha liseye on yıllar var diye düşünüyordum. Üstelik dedem hep anlatırdı ilkokul 3'te nasıl sınıfta kaldığını. Kendisi yüksek mühendis olmuş, bir tek ilkokul 3'te sınıf tekrarı yapmış. İnsan korkuyor tabi haliyle ilkokul 3'ten :D Bu sebeplerle 5. sınıfı bitirirken kendimi çok başarılı hissetmiştim.

Orta Son (2004)

2004 yılı bir şeyler başarmanın ne demek olduğunu ilk defa tam olarak anladığım, çok değerli bir yıldı. Zamanın LGS (Liselere Giriş Sınavı)'sine hazırlanmak, okuldan dersaneye koşturmak. Pek de parlak değildi durumum, sonlardan birkaç anadolu lisesi tutsa tutar gibiydi. Sonra ne olduysa birkaç ay kala oldu. Nasıl kendimi motive ettim bilmiyorum ama o kadar uğraştıktan sonra bir şeyler başaramayacak olmak çok sinirimi bozuyordu. İrem hocamın büyük gayretleriyle 888.887 gibi istesem tutturamayacağım bir puan yaptım ve 1. yedekten Kadıköy Anadolu Lisesi'ne girmeyi başardım. Öte yandan aynı sene kompozisyon yarışmasında birinci oldum. Liseye girip hazırlığı da atlayınca, kendimi yenilmez süper kahraman gibi hissediyordum :D

Lise 1 (2005)

2004 yılındaki havam 2005'te çabuk söndü. Hazırlık atlamış olmak, hazırlıktaki temel Almanca derslerini ve fen dersleriyle alakalı terimlerin anlatıldığı İngilizce derslerini kaçırmış olmak anlamına geliyordu (Eğitim İngilizce'ydi.). Yenilmez olarak liseye girdiğim gaz söndü ve ilk dönemi 5 kırıkla tamamladım. Üstüne bir de sıkıntıdan mıdır nedir öyle bir zehirlendim ki, 10 gün kafamı kaldıramadım.

Öyle mutsuzdum ki Lise 1'de çakılıp kalacağım sanıyordum. İrem hocam imdadıma yetişti ve dersleri toparlamama yardımcı oldu. O sıralar Lord of the Rings serisi yeni başlamıştı ve hepimizin elinde CD Çalar'larla müzik dinleyerek geziyorduk. Ben de çok hoşuma giden Lord of the Rings film müziğini CD'ye yazmış dinliyordum. Dönem sonu sınavları bitip bütün kırık dersleri toparladığımı öğrenince, bu şarkıyı dinleyerek okul merdivenlerinden servis alanına gidiş anında yaşadığım zafer sevincini unutamam:




Lise Son (2008)

Üniversitede çok acılar çektim, yüksek lisansta da çekmeye devam ediyorum. Ama lise sonda çektiğim sıkıntı da o yaşa göre gerçekten dayanılmaz bir sıkıntıydı. Okula gidiyoruz dersler tam olarak ÖSS'ye yönelik değil, üstelik vakit alıyor. Yine de çoğu hocamız dersleri son sene çok ağırlaştırmayıp işimizi hafifletmeye çalışmıştı. Özellikle Nurten hocama destekleri için çok teşekkür ederim.

Okuldan sonra çıkıp dersaneye gidiyoruz, her gün ders var nerdeyse. Hafta içi okulda ders, dersanede etüd, hafta sonu dersanede ders. Bir Cumartesi günü dersanenin deneme sınavından çıkıp başka bir dersanenin deneme sınavına girdiğimi hatırlarım. Başka bir gün ise artık o kadar sıkılmıştım ki, okuldan çıkıp vapurla Kadıköy'den Beşiktaş'a geçtikten sonra deneme sınavına girip girmemek için yazı tura attığımı hatırlarım.

Öte yandan ben Avrupa yakasında oturduğum için Beşiktaş'ta dersaneye gitmekteydim. Lise arkadaşlarımdan ayrı dersaneye gitmenin ne kadar sıkıcı bir şey olabileceğini işte o zaman anladım. Neyse ki 2003'ten beri yardımıma koşan İrem hocam yine yanımdaydı ve İTÜ Fizik Mühendisliği'ni kazanmamı sağladı.

ÖSS'ye Şişli Endüstri Meslek Lisesi'nde girmiştim. Annemleri bahçede bıraktım, tuvalete uğrayıp sınıfıma çıktım. Çok garip bir ruh hali içindeydim. Artık kitapçıklar dağıtılmak üzere sıramda otururken, sınava birçok kez girdiğini tahmin ettiğim birisi arkamdan saçma sapan konuşmaya başladı. Yok efendim sınav çok zor olacakmış, yok efendim istediğim puanı alamayacakmışım. Ulan mal, mal mısın? Bence malsın. Tam bunu düşünürken önüme gelen kitapçıkta ne göreyim, başkasının adı yazıyor?! Meğer yanlış sınıfa gelmişim. Hemen o çocuktan kurtulduğuma da sevinerek kendi sınıfıma gittim.

Sınav çıkışı hoplayarak zıplayarak merdivenlerden indim. Sınav çok iyi geçmemişti ama benim mutluluktan bağırasım geliyordu, sebepsizce sırıtıyordum. Dışarıda yağmur başlamıştı. Yağmur altında annem ve babama sarıldım, o an bir film karesi gibi gelmişti bana.

Bir de dipnot olarak; sınavdan önceki gece ışıkları söndürüp yattıktan sonra "Ulen şu formül neydi ya?" diyerek çok alakasız bir Fizik dersi konusunun çok ayrıntı bir formülüne bakıp tekrar yatmıştım. Sınavda "Şu işe yarayan formül nedir?" diye benim baktığım formül çıkmasın mı? Yaşadığım şaşkınlıktan bir süre soru çözemedim.



Üniversite 2 (2011)

2011-2012 akademik yılında İTÜ Fizik Mühendisliği Kulübü başkanlığı yaptım. Büyük ideallerim vardı ve bunları gerçekleştirmek için her şeyi denemek istiyordum (Okulu uzatmama sebep olmuş olsa da.).

Bölüme girdiğimden bu yana "CERN'e bir gezi düzenlesek ya?" şeklinde bir fikir dolaşıp duruyordu. Ben de neden olmasın diyerek internet sitelerinden başvurdum. 1 hafta sonra kabul aldığımızda sevinçten havalara uçuyordum fakat uçak biletlerimiz için ödenek bulmamız gerekiyordu. Bunun için rektörümüz Prof. Dr. Muhammed Şahin'den onay almamız gerekliydi. Böyle bir konuyu e-postayla bir yere kadar konuşabileceğimiz için, odasına gidip konuşmam daha doğru olurdu. Sonuçta cesaretimi toplayıp gittim ve odasının önünde beklemeye başladım.

Kısa bir süre sonra kendisini koridorda yakaladım. Kendimi tanıttım ve konuyu anlatmaya başladım. Tam o sırada Muhammed hoca halimi görmüş olacak ki (Ne zaman aşırı heyecanlansam ellerim titrer), "Niye titriyorsun ya?" demesin mi :D Hocam işte gezi, kulüp, başkanlık, sorumluluk kelimelerini söyleyerek durumu izah etmeye çalıştım. Sağ olsun samimiyetimi görüp bize büyük yardımları dokundu ve İTÜ ulaşım masraflarımızı karşıladı. Hayatımızın en güzel günlerini CERN gezisinde geçirdik.



Üniversite son (2013)

2013 kesinlikle hayatımın en müthiş yıllarından biriydi. Gezi olayları karmaşası içinde (Teşvikiye'de oturduğum için çok gaz yedik) bitirme tezimi yazmaya çalışarak mezun oldum. Bitirme sunumunda diğer hocalarımızın zorlu sorularına Gökçe'yle göğüs germemizi sağlayan sevgili bitirme hocamız Tolga Birkandan'a buradan tekrar çok teşekkür ediyorum.



Mezun olmak yetmez, hem iş bulmalı hem yüksek lisansa girmeli değil mi? TOEFL ve ALES'i 1 yıl içinde halledebilmiş olmam buna çok büyük katkı sağlamıştı. Bir yandan iş görüşmesi, bir yandan yüksek lisans mülakatları derken kendimi hepsiburada.com'da ofiste ve Yazılım Mühendisliği'ne başlarken buldum!





Yüksek Lisans ve Erasmus (2014)

Yüksek Lisans çok fena bir şeymiş, gerçekten. YL'de 1 ders için harcadığım çabayı, lisansta 2-3 ders için harcamışımdır. Tabii Fizik Mühendisliği bölüm derslerinin çoğu daha zordu ama, YL'de her ödevin bir proje olması, her projenin bir sunumunun yapılması, ve bütün bunları işten çıktıktan sonra yapıyor olmam beni aşırı zorluyor. Üstüne üstlük ön hazırlık dersleri almam gerekti ve bilmiyordum ki 2.5 ortalamanın altında kalırsam atılıyormuşum. Ben de tam 2.5 ortalama yaptım ve atılmadım :D

Boğaziçi'ne kayıt gününden anne - oğul Boğaziçililer


Bölüm derslerinde ise mezun olabilmek için 3.00 ortalama yapmam gerekiyordu, ben de tam 3.00 ortalama yaptım :D Daha bugün biten dönemimde de ortalamamı 3.1 yaparak hayatımda görmediğim bir ortalamaya ulaştım. Lisansta 1.83 ile başlayıp 2.56 ile bitiren ben, şimdi 3.1'e şaşkın gözlerle bakıyorum. Bu sebeplerle bugün harf notlarımı öğrendim ve benim için büyük bir zafer anı yaşadım. Bu mutluluğumu ofisteki arkadaşlarımla Kandil Simidi ve kola ısmarlayarak paylaştım.

Human Computer Interaction dersi için tasarladığım masa oyunu


Ve en büyük zaferimi en sona sakladım: 4 Nisan 2014'te Ezgo'ma yaptığım sürpriz. Kendisi Valensiya'da Erasmus yapmaktaydı ve birbirimizi çok özlüyorduk. Dersler de ayrıca canımı sıkıyordu. En son Mart'ta görüşmüştük ve Mayıs sonuna kadar görüşemeyeceğiz gibi gözüküyordu. Üstelik 8 Nisan doğum günüydü. Ben de bir plan yaptım: 4 Nisan'da Ezgi Milano'ya Ali'nin yanına gidecekti ve Burcu, Semih ve Ozan'la buluşacaklardı. Ben de Ezgi'ye sürpriz yapacağımı onlara haber verdim, uçak biletini aldım. İş çıkışı havaalanına gitmek üzere yollara düştüm. Uçağa binmek üzereyken Ezgi'ye "Ben sinemaya giriyorum, cevap yazamazsam merak etme." diye mesaj attım. Uçağa binmek üzereyken görevli "Fazla bilet satmışız, 1000 Euro karşılığında bu geceyi İstanbul'da geçirecek bir yolcu aranıyor." demesin mi? Hemen kendimi ön taraflara attım, bu uçağa binmeliydim! Heyecanlı bir uçuş ve şehir otobüsüne koşturmacanın ardından Ozan ve Semih beni duraktan aldı. Burcu ve Ezgi'nin bulunduğu Art Factory Cafe'ye gittik. Geçerken uğramışım gibi masalarının başına gittiiiim. Beni İstanbul'da sinemada sanan Ezgi şoke oldu :D O an yaşadığım mutluluk, sevgi ve sürprizi başarmanın verdiği zafer duygusunu hiçbir şeye değişmem. Bütün hafta sonu boyunca Ezgi "Sen nasıl geldin ya nereden çıktın?" dedi sürekli.





Sonuç

Sıkıntıdan isyan etsen de, haksızlığa uğrayıp kadere küfretsen de, sonuna kadar uğraşacaksın. Gerekirse bırakıp gideceğim diye kendini rahatlatıp yine de uğraşacaksın. Çünkü uğraşırsan, kaybetsen bile için rahat eder, bırakıp gidersin.

***

İşin sırrı şunda yatıyor; herkes kaybedebilir, kaybetmek yeteneklerin en kolayıdır. Mahvolmuş hayatlar olağandır, bilgeler için de ahmaklar için de. İnsanlar yorgun, hayat tarafından cezalandırılmış, ya sevgiyle ya da sevgisizlikle sakatlanmış. 

Her zaman olumsuz olmakla suçlandım. Çamur atma sanatından başka bir şey değildir olumsuzluk. Zayıflıktır bence. "Her şey yanlış, her şey yanlış!" demekten başka bir şey değildir. "Bu doğru değil!" "O doğru değil!" 

İnsanın o anda olup bitene uyum sağlamasına engel olan bir zayıflıktır olumsuzluk. Evet, kesinlikle zayıflıktır, aynı iyimserlik gibi. "Güneş parlıyor, kuşlar ötüyor, gülümse." O da palavra. Gerçek ikisinin arasında bir yerde yatıyor. 


Her şey olması gerektiği gibi. Baş etmeye hazır değilsen… Geçmiş olsun..


Charles Bukowski


Let me tell you something you already know. The world ain't all sunshine and rainbows. It's a very mean and nasty place and I don't care how tough you are it will beat you to your knees and keep you there permanently if you let it. You, me, or nobody is gonna hit as hard as life. But it ain't about how hard ya hit. It's about how hard you can get hit and keep moving forward. How much you can take and keep moving forward. That's how winning is done! 

Now if you know what you're worth then go out and get what you're worth. But ya gotta be willing to take the hits, and not pointing fingers saying you ain't where you wanna be because of him, or her, or anybody! Cowards do that and that ain't you! You're better than that!

Rocky Balboa


"Life is a game, boy. Life is a game that one plays according to the rules." "Yes, sir. I know it is. I know it." Game, my ass. Some game. If you get on the side where all the hot-shots are, then it's a game, all right — I'll admit that. But if you get on the other side, where there aren't any hot-shots, then what's a game about it? Nothing. No game.

Holden Caulfield - Catcher in the Rye



0 yorum:

Yorum Gönderme