24 Eylül 2014 Çarşamba

Mesai Çıkışı Fizik ve Felsefe Düşünceleri

Bugün gece geç saatte mesaiden çıktım.

Yazımın asıl konusu olmamakla birlikte, öncelikle mesaiye kalma hakkında izlenimlerimi anlatmak istiyorum. Birçok insan mesaiye kalmaktan hoşlanmaz, doğrudur. Fakat ben mesaiye kalmayı lisanstayken gece ders çalışmaya çok benzetiyorum. Gündüze göre sessiz bir ortam olduğu için, kişi hem işine daha iyi odaklanabiliyor hem de aralarda düşüncelere dalabiliyor.


Şimdi konumuza dönelim. Geçtiğimiz günlerde babam sayesinde çok güzel bir özlü söz öğrendim:




'Physicists are made of atoms. A physicist is an attempt by an atom to understand itself.'


Michio Kaku





Bu sözün beni oldukça etkilediğini belirtmem gerek. Gerçekten çok doğru bir söz. Atomlar molekülleri, moleküller proteini, protein beyin hücrelerini oluşturduğuna göre, bizler bilinçli atomlarız. 


Geçtiğimiz hafta Discovery Channel'da paralel evrenler hakkında izlediğim belgeselde, şöyle bir fikir ortaya atıldı:


"Bir teoriye göre, sonsuz paralel evrenlerden oluşan bir katmanın içindeki evrenlerden birisi de bizimkisi olabilir.


Her evren kendi evrenimizin başka bir kopyası olacağı için, sonsuz farklı yaşamlara sahip olabiliriz. Bu evrende başaramadıklarımızı başka bir evrende başarmış olabiliriz. Tam tersi de mümkündür.


Örneğin, bu evrende gerçekleşmiş bir banka soygunu girişimi, başka bir evrende engellenmiş olabilir. Kendi evrenimizde yaşayan güvenlik görevlisinin beyin hücrelerinin içindeki atomlar bir miktar farklı bir durumda bulunuyor olsaydı, güvenlik görevlisi soygun girişimini daha erken fark edebilir, banka soygunu kendi evrenimizde de önlenebilirdi."


Bugün de mesaideyken hem çalışmış hem de ara sıra düşüncelere dalmıştım. Bu kafayla çantamı sırtlayıp, ofisten çıkıp metroya yürüdüm. Gece olduğu için seyrekleşmiş sefer tarifesi nedeniyle 6 dakika boyunca metronun gelmesini bekledim. Metroyu beklerken az yakınımda benimle birlikte bekleyen bir abimiz vardı. Bu abimiz üçgen vücutlu olmasından olsa gerek, beklerken yerinde duramıyordu. Bir ara beni sırtına alıp dolaştıracak diye düşünmedim değil.


Sonra metro geldi, vagona girdim, kapının hemen ucuna yaslandım. Kapı kapandı ve tam metro hareket etmek üzereydi ki, aklımdan şunu geçiriverdim:


"Az daha çantamın ucu kapıya sıkışıyordu. Çantam canlı bir varlık olsaydı ve kapıya sıkışmış olsaydı, pek eğlenceli bir yolculuk olmazdı onun için. Büyük ihtimalle metrodan inince bana okkalı bir küfür yapıştırırdı. 


Dur bir dakika! Tamam, çantam belki canlı bir varlık değil. Kapıya sıkıştığını fark edemiyor. Fakat yine de kapıya sıkışabilirdi, değil mi? Bir canlı değil ama bir madde olarak var olduğu için kapıya sıkışabiliyor. Kapıya sıkıştığını bilmiyor belki ama kapıya sıkışma eylemini bilinçsiz de olsa gerçekleştirebilir. Kapıya sıkışabilen bir şey, hiçbir şeyin farkında olmasa bile bazı şeyleri biliyordur. Hiçbir şey bilmese de Fizik kurallarına uymayı biliyordur."


Bir an için bilinç kavramını unutun. Hangi varlık bilinçliymiş, hangi varlık bilinçsizmiş bunu düşünmeyin. Bilinci bir kenara bırakırsak, canlı cansız bütün varlıkların atomdan oluştuğu gerçeğiyle karşı karşıya kalırız ve bütün atomların Fizik kanunlarına uyduğunu görürüz. 


Bütün atomlar Fizik kanunlarına nasıl uyuyor ve bu bilgi onlara nasıl işlenmiş? İşte tam da bu noktada şu sonuç ortaya çıkıyor: Aslında atom dediğimiz şey, evren dediğimiz şey bilginin ta kendisi. Her atom bir bilgi parçacığı ve kendi bilgi durumunda yaşıyor, aynı bir bilgisayar kodunun makine dilindeki 0 ve 1'leri gibi.


Bu atomlar makine dilindeki 0 ve 1'ler gibi tek başına düşünüldüğünde anlamsız ve işe yaramaz gibi gözüküyor. Fakat milyarlarca 0 ve 1 nasıl algoritmaları ve bu algoritmalar da bir yazılımı meydana getiriyorsa, atomlar da bilgi parçacıkları olarak maddeleri, maddeler organizmaları ve bilinci meydana getiriyor.


Biz insanlar belki de bilinci her şeyden ayrı ve üstün tuttuğumuz için bazı şeyleri ıskalıyor ve anlamıyoruz. Kendimizi çok şey biliyor zannediyoruz. Halbuki kendimizi oluşturan milyarlarca atomun her biri, bizim hala tam çözemediğimiz Fizik kanunlarını kusursuz yerine getiriyor.


Şimdiye kadar hep "Bu atomların bu şekilde davranmasını sağlayan güç nedir? Bu bilginin kaynağı nedir?" diye sorguladık. Belki de atomlar "Fizik kanunlarını uygulamayı bilen / uygulamayı öğretilmiş" parçacıklar değil, bilginin ta kendisi. 


"Ama atomlar fiziksel maddeler, sen fiziksel madde bilgiden oluşuyor diyorsun." dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, fakat biz insanlar fiziksel transistörün içine bilgi yüklemeyi başardık, fizik sandığımız şey felsefe sandığımız şeyin ta kendisi olamaz mı?




Not: Atomun iç yapısını oluşturan ve maddenin fiziksel özelliklerini belirleyen kuark'lar hakkında bilgi için:


http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuark


0 yorum:

Yorum Gönderme